29 Haziran 2012 Cuma

Çilek Reçeliyle Çıktık Yola...

3 Haziran 2012 tarihinde bir trekking grubu ile İzmit Yuvacık Barajı'nın tepelerinden yürümeye başladığımız parkur bizi Pamukova ilçesinin sevimli köyü Hüseyinli'ye götürdü. Dar sokakların kenarında yükselen taş ve kerpiç evleriyle, ufacık köy meydanında köylülerin tarlalarından toplayıp getirdiği ürünleri sattığı, yaşlı teyzelerin yanında sokakta oynayan çocukların hala varolduğu, zamana direnen, karakterini kaybetmemiş bir köy burası.

Grup liderimizin daha önce anlaştığı şekilde köyün imamı 50 kasa çilek getiriyor biz köye varıca (Evet söylemeyi unuttum, ayrıca da çilek yetiştiren bir köy burası). Sipariş ettiğimiz 2 kasa çileği alıp biz de grubun diğer üyeleriyle beraber geri dönüş için yola koyuluyoruz.

Ve işte maceramız burada başlıyor, 10 kilo çilekle ne yapacağımız bilmeden eşimle beraber eve geliyoruz.

Diyoruz ki reçel yapalım biz bunlardan, kalanını likör yaparız.

Hiç reçel yapmadık daha önce...

Hemen anneler aranıyor, nasıl yapılır bu çilek reçeli?



Önemli bir uyarı geliyor annelerden birinden: Çok uzun süre kaynatmayın ağdalaşır, rengi bozulur. Bir iki tıklatın yeter diyor. Tıklatmanın ne demek olduğunu düşünerek başlıyoruz çilekleri yıkamaya.
Daha sonra şekerlerini ekleyip, yol yorgunu çilekleri uyumaya terkediyoruz. Ertesi gün sulanmış şekerli çilek karışımını başlıyoruz pişirmeye.

Eşim diyorki buna limon tuzu koymak lazım bozulmasın diye. Hmmm... Hemen anne aranıyor. Anne derki telefonda: Limon tuzu nasıl bulunacak bu saatte limon sıkın geçin diyor. Böylece limon, limon tuzunun pabucunu dama atıyor.

Çilekler köpürmeye başladı, tencereyi terketmek niyetindeler! Bir iki tıklatmak bu olsa gerek diyoruz (vah vah!) iki köpürtüp altını kapatıyoruz reçellerin. eh yoruldular pek tabi kayna kayna! Bu gece uyumaları gerek.

Sabah bakıyoruzki çilekler havuzda yüzme edasında salınıyorlar tencerede. Yetmedi heralde iki tıklatmak diyorum. Haberi alan anneler bir güzel kıkırdaşıyor. Bir iki tıklat derken hani üstünden köpüğünü alarak bi 30 dakika kaynat demek istemiştik diyor biri. Anlarsınız sandık... ve akabinde bir uyarı daha geliyor: Soğuduktan sonra tekrar kaynatmayın rengi bozulur!

Ne renkmiş be birader!

Peki ne yapsak, ne yapsak da bu çileklerin suyunu koyulaştırsak?

Bizi yarı yolda bırakmayan anneler yine koşar yardıma: Sarın sarmalayın güneşe koyun! E peki madem diyoruz ve temiz bezlere tencereleri sarıyoruz koyuyoruz güneşin alnına bronzlaşmaya. 1 gün, 2 gün, 3 gün... ıh ıh çilekler yüzmek konusunda çok ısrarcılar.

Sonra unutuyoruz reçelleri, kolay değil 3 tencere reçeli unutmak, güneş altında aradan 2 hafta geçiyor. En sonunda aklımıza geliyor reçeller ve hemen içeri alıyoruz. Çilekler güneşin hışmına dayanamamış inadı bırakmış, muhteşem kıvamlarıyla bizi karşılıyolar.

3 tencere Güneş Reçelimiz var artık!

- Sıcak kavanozlamak gerek onları! diyor malum ses.
- E hani rengi bozulurdu tekrar kaynatınca.  
- Bir şey olmaz kaynatın siz!

Hey allahım sen sabır ver...

Başladık yine tencere kaynatmaya. Bu sefer köpüklerini ala ala... 10 dakika sonra çilekler mutlulukla kıpraşırken artık biz sıcaktan bayılır duruma gelince yeter artık diyoruz ve başlıyoruz kavanozlamaya. Kavanozlayıp, kapağı kapayıp, ters çeviriyoruz. Adetmiş, böyle vakumlanırmış. Hadi hayırlısı...

660cl'lik 8 kavanoz Güneş Reçelimiz oluyor işlemler bitince. Tabiki 2 kavanoz annelerin: Bir yiyelim kızımızın oğlumuzun reçelini. E hatırı sayılır fikir yardımı var sonuçta! Kalan reçellerin bir kısmı bizim, kalanları heycanla taliplerini bekliyor.

Şehirde bir dahaki sefere bu kadar uğraşır mıyız bilmiyorum ama bu işi Güneş'in pırıl pırıl ışıklarıyla yapmak çok keyifli. Bir gün bir apartman dairesinin balkonunda değil de dağda taşta bahçemin içinde, böcekler tebelleş olmasın diye daha çok uğraşırken yapmayı diliyorum bu reçeli. Kim bilir belki o zaman bir Güneş Ocağı kullanmayı tercih ederim...






Kalan 4 kilo çilek mi? Likör olma yolunda emin adımlarla yürüyorlar...

3 yorum:

  1. Anlaşılan bir tıklama bir köpüklenmeye eşit. Bir köpüklenme 15 dakika ise bir tıklama 15 dakika oluyor. Matematik nasıl ama? Bu aritmetik değil matematiktir. Felsefe var içinde çünkü... Fotoğrafı çeken de esaslı imiş doğrusu... Renkleri iyi vermiş. Bir anladığım da bir konuda çok sormayacaksın çünkü cevaplarda çelişkiler olabiliyor. İki defa kaynayınca renk falan değişmiyormuş. Ama siz yinede tek kaynatımda işi bitirmeye çalışın bu defa deneyimsizliğin izin avansını kullandınız.:)

    YanıtlaSil
  2. blog açmaya karar vermem .. çilek reçeli nedeniyle olmuştu..
    cemal bey reçelleri yapmadan önce.. bi kat çilek bi kat toz şeker koyup bekletirdi.. bir de köpük toplama sahnesi vardı evet.. bir de soğuk porselen tabağa bir damla reçelin suyundan damlatıp.. incelerdi.. onu anımsıyordum..
    gugl'anıma sorunca.. hangi tarif bir kat çilek bir kat şeker içeriyor diye arayınca.. bir çok yemek blogu görmüştüm.. reçeli pişirmeden önce.. bir blog sahibi olmuştum.. bir daha reçel pişirmedim.. likör konusunda ilerlemekteyim.. ama blogculukta istikrar sahibi kaldım..

    sevgiyle keyifle ve ağız tadıyla..
    atalet

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Likör yazım da çok yakın da yayında olacak, eğer tarifleri hatırlarsam!

      Ne güzel tesadüf Peyzaj Dikeni'nin doğuşu da çilek reçeliyle -Güneş reçellerimle- oldu :)

      Hepsini beraber tatmak dileğiyle...

      Sil